YÜZYILIMIZIN GİRİŞİMCİLERİ: START-UP'LAR

YÜZYILIMIZIN GİRİŞİMCİLERİ: START-UP'LAR

21. yüzyıl itibariyle uluslararası iş dünyasında çok kullanılan ve son yıllarda ülkemizde de sıklıkla duymaya başladığımız bir kavram “start-up”. Kökenlerini araştırdığımızda, bu kavramın ilk olarak 1976 yılında Forbes dergisi tarafından, akabinde de 1977 senesinde Business Week tarafından kullanıldığını görüyoruz.

 

Görünen o ki 70’lerin sonu ve 80’lerin başında yaşanan teknolojik gelişmeler, inovatif fikirleri olan girişimciler için yeni bir tanım bulma gerekliliği doğurmuş. Daha çok teknoloji ve bilişim alanındaki girişimler için kullanıldığına tanık olsak da, aslında start-up sayılabilmek için belirli bir sektöre dahil olmak veya belirli bir yılda ortaya çıkmış olmak şart değil.  Tarihsel gelişimine baktığımızda Bill Gates’in Microsoft’unun bu tanıma en uygun düşen girişim olduğu görülse de, Ray Kroc’un McDonald's markası, hatta Henry Ford’un Ford Motors’u tarihin ilk başarılı start-up’ları olarak kabul ediliyor.

 

Girişimci Ruhun Yeni Adı

 

Start-up bir veya daha fazla yatırımcı tarafından, ilgili pazara yeni bir ürün ya da hizmet sunmak için kurulan yeni girişim olarak tanımlanmakta. Tipik bir start-up ilk etapta sınırlı bir bütçeyle, ilk sermayenin kurucular veya eş-dost-aile tarafından karşılanmasıyla kuruluyor. Start-up’ın ilk hedefi de haliyle, amaçlanan ürün veya hizmetin geliştirilmesi için yatırım/fon bulmak oluyor. Bu noktada start-up’ların, hedeflenen miktarı toplayabilmek için prototipler üreterek, pazar raporları, sunumlar vs. hazırlayarak yatırımcıları, ilgili ürün veya hizmetin orijinal ve karlı olduğuna ikna etmeleri gerekiyor.

 

Start-up’ların en sık başvurduğu finansman kaynağı, banka veya kredi kurumlarından kredi ya da devletten yatırım teşviki veya KOSGEB gibi kuruluşlardan destek alınması oluyor. Start-up’a level atlatacak esas ivme ise, risk sermayedarları ve “angel investor” denilen, bu tür girişimlerin büyümesi ve gelişmesi için mentorluk, network ve sermaye sağlayan kişi ve kuruluşlar sayesinde kazanılıyor.

 

Uluslararası yatırım dünyasında sıklıkla karşılaştığımız melek yatırımcılık kavramı, ülkemizde de önemli hale geldi. Melek yatırımcılığı teşvik amacıyla 2013 yılında “Bireysel Katılım Sermayesi Hakkında Yönetmelik” çıkarılmış olup, takip eden senelerde ve en son 2018 yılında Yönetmelik hükümleri değiştirilerek güncellenmişti. Hazine Müsteşarlığı web sayfasında yayınlanan 2018 yılına ilişkin “Bireysel Katılım Sermayesi Sistemi İlerleme Raporu” uyarınca Türkiye’deki toplam lisanslı melek yatırımcı sayısı 458’ye ulaşmış durumda.

 

Start-Up’ların Hukuki Altyapısı (ya da Altyapısızlığı)

 

“Start-up Hukuku” adını çokça duymaya başlamış olsak da, esasen bu alana özel olarak oluşturulmuş ayrı bir hukuk dalı yoktur.  O nedenle Start-up Hukuku denilince, içine Ticaret Hukuku, Şirketler Hukuku, Fikri Mülkiyet Hukuku, Rekabet Hukuku gibi hukukun farklı dallarının girdiği ve ayrıca vergi, çalışma ve sosyal güvenlik düzenlemeleri, kişisel verilerin korunması, iş sağlığı ve güvenliği gibi bir çok alanı kapsayan bir konsept akla gelmelidir.

 

Start-up’ların yasal ve idari dayanağının oluşturulması konusunda dünyadaki örneklere baktığımızda, ABD’de “Jumpstart Our Business Startups Act” veya kısaca JOBS Kanunu olarak bilinen düzenleme bulunmaktadır. Yasa, ülkedeki menkul kıymetlere ilişkin düzenlemeleri kolaylaştırarak küçük işletmelerin fonlanmasını teşvik amacıyla, 2012 yılında Başkan Obama tarafından yürürlüğe konmuştur.

 

AB ülkelerindeki duruma baktığımızda ise; start-up’ların kurulumu ve geliştirilmesi için tüm üye ülkeleri kapsayan birleştirici bir yasal düzenleme tasarlanmakta, ancak mevcut durumda her ülkenin konuyla ilgili ayrı yasa ve yönetmelikleri olduğu görülmektedir.

 

Bir çok farklı yasal ve idari düzenlemeyi ilgilendirmesi ve bu tür girişimcilerin genellikle risk almayı seven kimseler olması nedeniyle, start-up’ların gelişiminde, özellikle dünyadaki örneklerinde, “öncesinde izin alma, harekete geç, sonradan özür dilersin” gibi cüretkar bir yaklaşım izlendiğine tanık oluyoruz. Son dönemde Airbnb ve Uber’in karşılaştığı idari cezalar ve davalar, bu mantıkla hareket etmenin ne kadar maliyetli olabileceğini gösteriyor.

 

Start-up’ların karşılaşabileceği bu tür sorunların önüne geçmek amacıyla danışma merkezi, kuluçka merkezi, girişimcilik klübü gibi isimlerle kurulmuş bir çok yardımcı kuruluş bulunuyor. Bu gibi merkez ve programlar ülkemizde de ciddi sayılara ulaşmaya başladı. Start-up girişimcilerinin bir konu hakkında hızlı karar alıp hemen aksiyona geçmeden önce bu gibi kuruluşlardan destek almaları büyük önem arz ediyor.

 

Bir Start-Up’ın Değerlemesinin Yapılması

 

Start-up ilk yola çıktığında bir geçmişi veya karlılığı olmadığı için, böyle bir girişime yatırım yapmak aslında büyük risk anlamına geliyor. Bu nedenle bir start-up’ın değerini ölçmek için yatırımcılar farklı değerlendirme yöntemleri uygulamakta.

 

Bunlardan ilki, start-up’ın geliştirdiği ürün veya hizmet için o ana dek ne kadar harcama yapıldığına ve maddi varlık alındığına bakma yöntemi. Bu değerleme türünde şirketin potansiyeline veya maddi olmayan varlıklarına (fikri haklar, know-how gibi) değerlendirmeye alınmıyor. “Pazar yaklaşımı” olarak bilinen metotta, yakın geçmişte benzer şirketlerin satın alımı için yapılan harcama ve masraflar dikkate alınıyor. “İndirgenmiş nakit akışı” yönteminde şirketin beklenen nakit akışları değerlendiriliyor. “Gelişim evresi yaklaşımı” olarak adlandırılan yöntemde ise fikrin ne kadar yeni olduğuna ve nasıl bir potansiyel barındırdığına odaklanılıyor.

 

Şüphesiz start-up’larda yatırımcıyı çeken – kar elde etme haricinde motivasyonlar da var:  Kim çığır açan buluşların ilk sermayedarı olmak istemez ki? Özellikle günümüzdeki start-up’lar inovatif fikirleri olan genç insanlar tarafından geliştirildiklerinden yapay zeka, otonom araçlar gibi alanlarda büyük teknolojik ilerlemelere olanak sağlanıyor. Hatta start-up’lar sayesinde, plastik gibi maddelere alternatif çözüm yolu getiren veya benzin ve doğalgaza alternatif enerji kaynaklarının üretilmesine olanak sağlayan buluşlar geliştirilerek, ekosistemin korunması ve dünyamızın geleceği açısından önemli gelişmeler yaşandığına tanık oluyoruz.

 

Start-Up Büyüyünce Ne Olur?

 

İş dünyasında genel kabul gören görüşe göre; şirketinizin yıllık geliri 20 milyon ABD dolarından azsa, 80 kişiden az çalışan istihdam ediyor ve şirketi yönetsel anlamda birebir siz kontrol ediyorsanız şirketiniz bir start-up olabilir. Farklı bir senaryoda, sınırlı bir bütçeyle kar amacıyla yeni bir şirket kurmuşsanız ve globalde büyük hedefleriniz varsa, evinizden çalışıyor olsanız bile start-up olarak değerlendirilebilirsiniz.

 

Yine genel görüşe göre, şirkete yatırımcı ilgi göstermeye başlamış ve hisse alım atım konuşmaları başlamışsa artık start-up evresi tamamlanmış anlamına gelmeli. Şirketin halka arzı düşünülüyor veya şirket hisseleri borsada işlem görmeye başlamış ise artık start-up aşaması çok gerilerde kalmış oluyor.

 

Geleceğe Bir Bakış

Tüm bu süreçleri tamamlamış ve start-up’lık sınıfını başarıyla geçmiş olan popüler iş ağı LinkedIn en son; bulut bilişim, sürücüsüz otomobil, cilt bakım ve güzellik ürünleri ile blockchain (blok zincir) teknolojisi alanlarında faaliyet gösteren belli başlı şirketleri gelecek vaad eden star-up’lar olarak sıraladı.

Türkiye’deki örneklere baktığımızda ise start-up’ların daha çok giyim, organizasyon vs. için online sipariş üzerine çalışan web siteleri veya mobil uygulamalar olduğunu görüyoruz. Bu durum, aslında genel olarak Türk girişimciliğinin farklı alanlara yayılması gerektiğinin bir göstergesi.

Yaratıcı fikirler ve başarılı iş modellerinin sadece web sitesi veya mobil uygulama geliştirerek değil; enerjiden blockchain’e, bulut bilişimden otomobile, tekstilden tarıma, gıdadan kozmetiğe muhtelif alanlarda gerçekleşebileceğini ABD ve Avrupa’daki start-up örnekleri ispatlamış durumda. Bu gibi farklı alanlarda sektör bilgisi ve tecrübesi olan girişimcilerimizin start-up kavramıyla tanışması, böylelikle ihtiyaç duydukları yatırıma ve devlet desteklerine ulaşmalarının önünün açılması gerek.

Umudumuz; ülkemizden de bir gün Silikon Vadisi’ndeki örnekleri gibi, öncü iş modellerine ve teknolojik gelişmelere imza atan start-up’ların ortaya çıkması yönünde…

Av. Arb. Bahar Nalan Danış